İçeriğe geç

Bir Delinin Hatıra Defteri

Share

Dün asalayla ilgili bir roman okuyordum. beni bir sardı, bir sardı, boğacaktı nerdeyse. zor nefes aldım. Geç saatte bitirdim de kurtuldum. bugün de mevlanayla iylgili bir kitaba başladım. Daha başlarken çarpıldım. hikayeye göre adamın biri hz.süleyman ın yanına giidiyor koşarak. yolda azraili gördüğünü ve kendisine çok kötü baktığını söylüyor. ondan rüzgara söylemesini ve kendisini hindistana götürmesini istiyor. belki azrailden kurtulabileceğini düşünüyor. hz. süleyman olmaz dese de sonunda adama acıyor ve rüzgara emrediyor. rüzgar da adamı alıp hindistana götürüyor. ertesi gün azraille karşılışın hz. süleyman ona dünkü adama neden o kadar kötü baktığını soruyor. azrail;

– ne kötü bakacakmışım, tanımam etmem. dün onu çeşme başında görünce şaşkınlıktan bakakalmışım. hatta görünmemem gerektiğini bile unutup görünmüşüm. çünkü allah bana onun canını bugün hindistan da alacağımı söylemişti.

hikaye burada bitiyor ama beyin düşünceleri bitirmiyor. nasıl bitirsin. bir yanda ölümden kaçılmayacağını anlıyorken, bir taraftan da tesadüflerin bile bir sebebinin olduğunu ve tesadüf olmaktan çıktığını anlıyorsun. bir başka açıdan herşeyde bir hayır olduğu, ki azrailin görünmemesi gerektiğini unutması, gerçeğini fark ediyorsun. insanoğlunun korkuları ve istekleri de demekki kendisini belli bir sonuca götürüyor. o zaman adem ile havva da meraklarına boş yere yenilmemişler. galiba bu işte onların pek suçu yokmuş.

peki böyle bir sistem acaba ne üzerine duruyor olabilir. tesadüf diyemeyeceğim, biraz önce tesadüf sistemin açıklaması çıktı. eh, bir sistem varsa ona bağlı hiç bir şey tesadüfle açıklanmaz. o zaman demek ki bilimadamlarının durmadan evrendeki sisteme hayranlıkla bakmaları boşa değil. zaten fazla bilime dalanlar müslüman oluyor. stephan hawking bile gizlemiş yıllarca, yeni açıkladı.

bilim varsa matematik var, fizik var, kimya var. kitaplarda yazmasına karşın halen simya ilmini (ya da formülünü) niye hala çözemedik? aslında düşününce ortaya çıkıyor. o ilme sahip bir kişi ne yapar. ünlü mü olmaya çalışır, nobel ödülü mü ister? yoksa patent peşinde koşup, satmaya mı çalışır? ne kadar para verebilirsiniz o kişiye?

madem ki böyle bir düzendeyiz. o zaman ateistlere ne demeli?

aslında gerçek anlamda ateizmin temeli tanrıyı ve tanrı inancını değil, bu içindeki olay ve davranışları reddetmek. bu içimizde var. hep birilerine inanmak, güvenmek istiyoruz. kötülüğünü de görsek tuttuğumuz dalı bırakamıyoruz. boşluğa düşüyoruz. bunun en büyük örneği politikacılar. bizim inanç ve bağlanma duygularımızı sömürüyorlar. birine inandık mı daha bırakamıyoruz. bile bile, göre göre.

yahu ne var bu içimizde? şu ruh dene şey nedir acaba? neden kimse bu konuda konuşamıyor, konuşmuyor? kitapta çamurdan yapıldıktan sonra içimize ruhundan üflediği anlatılıyor. peygamber bile bu konuda bize çok az bilgi verildiğini söyleyerek yahudi alimlerini susturabiliyor. nedir bu üfleme olayı? bizi balon gibi şişirdi mi yani?….

aslında neden olmasın. zaten ölünce bedenimiz sönmüş balon gibi olmuyor mu? (yıllır süren çürümeyi kameraya alıp hızla oynatsan öyle olur herhalde) acaba balonun ağzı neresi? hemen öğrenip tedbir almak lazım. lehimlemek lazım. ama ya ters bi taraftaysa? hımm, bu da sakat………….

bilimadamları da bir sürü şey icad ediyorlar. makineler, tv, buzdolabı, radyo, bilgisayar, vs. onlar da sanki canlı gibi. acaba onların içine de bir şey mi koyuyorlar veya üflüyorlar?……….

Share
Tarih:BilimEğitimİnsanyaşam

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir