İçeriğe geç

Kategori: yaşam

AFFETMEK APTALLIKTIR

Share

Neymiş “Affetmek büyüklük” müş. Hadi oradan! Neden büyüklük olsun? Büyüyecek bir şey varsa eğer o da hata yapanın egosudur. Yoksa affeden için herhangi bir büyüklük söz konusu olmaz. Aksine affedeni küçültür. Çizgisini bozar, yapılanı kabul etmiş olur, onuru zedelenir, gururu kırılır. Bakınız, insanın bilinçaltı farklı çalışır. Bilinçaltımızda bizi biz yapan değerler vardır. Elimizle tutamadığımız ama bizi el üstünde tutulur yapan değerler vardır. Ve bunlar bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. Bir tanesi zarar görür, kırılırsa bütün zincir dağılır. Diğer taraftan insanlar en iyi yaşayarak anlar, kavrar, öğrenir. Hem de öyle güzel anlar ve öğrenir ki yoğurdu üfleyerek yemeye başlar. Bizler doğanın bir parçasıyız. Doğada bütün canlılar yaşayarak öğrenir. Bütün hayvan eğitimleri yaşatarak gerçekleştirilir. Doğada bütün canlılar sürekli bir değişim içindedir. Bu değişim de gelişimi getirir.…

Share

İçimizdeki kurtla kuzu

Share

İnsan, tek bir yapı içinde ve aynı karakterde değildir. İçinde her zaman iyi ve kötüyü birlikte barındırır. İyiyle kötü, sakinlikle çılgınlık, sevgiyle nefret her zaman içimizde var olan kavramlardır. Bunları birbirinden ayıramayız ama kontrol edebiliriz. İçimizdeki duyguları kontrol etme konusunda hemen her yerde bize tavsiyeler verilir. Ancak aslında kontrol tek taraflı değildir. Hem kendimizi ve karşımızdakini kontrol etmemiz hem de karşımızdakinin kendini ve bizi kontrol etmesi söz konusudur. Dünyanın en sakin insanı bile delirtilebilir ve çığırından çıkarılabilir. Yani tek başımıza kendimizi kontrol etmeye çalışmak yeterli değildir. Karşımızdakini de kontrol etmemiz gerekir. Kısaca her insanın içinde bir kurt ve bir kuzu bulunur. Biz hangisini beslersek, o öne çıkar. Yani kontrol dediğimiz şey aslında o duyguları beslememizle ilgilidir. Her ne kadar bütün kitaplarda sürekli iyi düşünmekten bahsedilse…

Share

HAYAT SINAVI

Share

Kaderin/hayatın (Her ne derseniz) bizi sürekli sınav yaparak ders verdiğini, yaşatarak, çektirerek öğrettiğini sanırız. Hatta “Hayat ve okul arasındaki fark, okulda önce öğretilir sonra sınav yapılır, hayat ise önce sınav yapar sonra öğretir” diye bir anlatım da vardır. Oysa tam tersidir. Kader önce verir sonra sınar. Sınavı geçemezseniz verdiğini de alır. Ama aslında alan da kader değildir. Kaybeden sizsinizdir. Genelde verileni biz aldık sayarız ve kaybettiğimizi kaderin aldığını iddia ederiz. Oysa kader geri almaz, aksine çok bonkördür. İsterseniz verir hem de ne isterseniz onu verir. Ancak onun verdiğini alabilmenin iki şartı vardır: İlk şartı istemektir ki “İstemeyi Bilmek-1” ve “İstemeyi Bilmek-2” konu başlıklarıyla bunu yazmıştık. İkinci şartı ise elini uzatmaktır. Yani istediğinizin geldiğinde elinizi uzatıp almak size kalmıştır. Hemen her gün önümüze istediğimiz bir çok…

Share

Başkası Hakkında Konuşmak

Share

Hayat insanın önüne hep güzel şeyler koyar, onu kendimiz kötüleştiririz. Çünkü egolarımız ve gereksiz merakımız bizi yanlışa götürür. Bir bilgisayar korsanının sloganında gördüğüm ifadeyi çok severim: Hayat basittir, onu zorlaştıran bizleriz. Gerçekten de öyledir. Hayatın önümüze getirdiği güzellikleri görüp yaşamak yerine kendi egolarımızın, isteklerimizin, meraklarımızın peşinde koşmaktan ömrümüzü tüketiriz. İnsan sosyal bir varlıktır. Çevremizde sevdiğimiz ve sevmediğimiz insanlar vardır. İşte bu sosyal yapı içindeki sevdiğimiz ve sevmediğimiz insanlar bizim hayatımızın güzelliklerle dolu akışına karşı kendi kendimizi sıkıntılara sokmamıza vesile olurlar. Ve hemen her zaman da bu etkilerinden haberleri olmaz. Özellikle gıybet, dedikodu dediğimiz aktarımlar içinde en çok konuşulan konu çevremizdeki bu sevdiğimiz ve sevmediğimiz insanlardır. Sevdiklerimizi övmeye, sevmediklerimizi yermeye çalışırız. Çoğu zaman da başkasının bizim de sevmediğimiz biri hakkında söylediği gerçek dışı ithamları biraz da…

Share

Bor Madeninde Dünyayı Değiştirecek Buluş

Share

Bor madeni, herkesin bildiği gibi oldukça önemli bir maden. Sanayide kullanımı gittikçe artmakta olan bu maden, ülkemizin sahip olduğu büyük rezervler dolayısıyla, ülkemiz için daha da önemli hale geliyor. Ancak bu madenin bir sorunu var, o da doğada saf halde bulunmaması. Sanayide kullanımı ise, saf hale getirilmesiyle mümkün oluyor. Bu saflaştırma işlemi, oldukça yüksek bir teknoloji ve masraf gerektiriyor. Bu yüzden, sanayide kullanılabilen, saf haldeki Bor’un fiyatı oldukça yüksek. Dünya piyasalarında kg fiyati 4.000-5.000 $ (ABD Doları) buluyor. Bu haliyle, pek çok alanda kullanım imkanı olmasına rağmen kullanılamıyor. Ancak görünen o ki, Türk bilim adamları sayesinde bu sorun ortadan kalkacak gibi. Bir grup Türk bilim adamı, Bor konusunda yaptıkları çalışmalar sonucunda, saflaştırma işlemini yeni ve çok daha ucuza yapabilecekleri bir teknik geliştirdiler. Bu teknikle üretilen…

Share

Bir Teröristin Düşündürdükleri

Share

Bir terörist İstanbul’u kana buladı. Bir emniyet görevlisi ve bir vatandaş şehit oldu. 7 tane de yaralı var. Yaralı değil gazi… Yazacaklarımın yanlış anlaşılmaması için öncelikle belirtmek zorundayım. Artık hayatımıza akıl ve mantık değil, soytarılar, çığırtkanlar ve yalakalar yön veriyor. Birilerinin yazdıklarımı düşünemedikleri için kafasına göre kullanmasını istemem. Teröre ve teröriste hiçbir zaman taviz vermem. Kim olursa olsun, devlete ve sivil halka silah çekmişse teröristtir. Tek istisnası vardır, karşısındaki devlete karşı bir faaliyet içinde olmasın. Bizim güzel İstanbul’umuzu kana bulayan bu kişiye lanet olsun diyorum. Mücadele gücü, azmi ve inancı olsaydı adam gibi, insan gibi mücadele ederdi. Silaha ihtiyacı yoktu. Ama zekâsı bu kadarına çalışıyormuş demek ki, yakın zamanda vatanımızı kurtarmak için ihtiyacımız olan bu silahları ve mühimmatı, vatanımızı işgal edecek olanların ekmeğine yağ sürmek…

Share

Bir Delinin Hatıra Defteri

Share

Dün asalayla ilgili bir roman okuyordum. beni bir sardı, bir sardı, boğacaktı nerdeyse. Zor nefes aldım. Geç saatte bitirdim de kurtuldum. Bugün de mevlanayla ilgili bir kitaba başladım. Daha başlarken çarpıldım. Hikayeye göre adamın biri Hz.Süleyman’ın yanına gidiyor koşarak. Yolda Azraili gördüğünü ve kendisine çok kötü baktığını söylüyor. ondan rüzgara söylemesini ve kendisini Hindistan’a götürmesini istiyor. Belki Azrailden kurtulabileceğini düşünüyor. Hz. Süleyman olmaz dese de sonunda adama acıyor ve rüzgara emrediyor. Rüzgar da adamı alıp Hindistan’a götürüyor. Ertesi gün Azraille karşılaşan Hz. Süleyman ona dünkü adama neden o kadar kötü baktığını soruyor. Azrail; – Ne kötü bakacakmışım, tanımam etmem. Dün onu çeşme başında görünce şaşkınlıktan bakakalmışım. Hatta görünmemem gerektiğini bile unutup görünmüşüm. Çünkü Allah bana onun canını bugün Hindistan’da alacağımı söylemişti. Hikaye burada bitiyor ama…

Share

Beş Önemli Ders

Share

BES ÖNEMLI DERS Birinci Ve De En Önemli Ders. Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi: ” Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adi nedir?.. ” Bu herhalde bir çeşit  saka olmalıydı. Kadını silerken hemen her gün görüyordum. Uzun  boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50’lerinde falan olmalıydı. Ama adini  nereden bilecektim ki!.. Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim  ettim. Sure biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına  dahil olup olmadığını sordu. “tabii dahil” dedi, hocamız.. “İs  yaşamınız boyunca insanlarla karsılaşacaksınız. Hepsi birbirinden  farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden  insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve ‘merhaba’ demeniz gerekse bile..” Bu dersi hayatim…

Share

Şehit dediğin 45 saniye!

Share

31 Mayıs 2017 16 şehit var bugün. Ve yine o meşhur 45 saniyenin ardından vur patlasın, çal oynasın. Ve hatta bazılarında artık o 45 saniye de yok…   Oğuzhan Küçükdemirkol! Darbeden sonra kapatılan ve yok edilen o irfan yuvasının ilk sabahı tanıştık. Pek de iyi bir tanışma olmadı aslında. Köyden gelmişim biraz vahşiyim. Zaten doğuştan asabiyim. 14 yaşında kalk borusunu nereden bileyim? Koğuş nöbeti de neymiş? Sabah son nöbet Oğuzhan’ınmış. Herkesi kaldırıyormuş. Beni de kaldırmaya uğraştı. “Git!” diyorum gitmiyor. Kalkıp saldırdım üstüne, tabi beklemiyor böyle bir hareket. Zaten benim gibi kavgacı bir yapısı da yok. Araya Fehmi girdi. Beni boğazımdan tutup yatağa sıkıştırdı. İndik aşağı koğuşlardan. Nöbetçi Subay Asteğmen beni okuldan attı. Yıllardır güleriz. O sabah kavgayla başlayan tanışma akşama dostluğa dönüştü. Öyle ki birlikte…

Share

TİRİTYUM

Share

Tirityum Bitirmekte olduğumuz bu yılın başlarında yeni su yönetmeliği çıktı. Önceki yönetmelik de 1996 yılında çıkmıştı. O zaman, BOR madenimizi bu kadar iyi tanımıyorduk. O yönetmelikte, bize bu madenimizi daha iyi tanıtabilmek için olsa gerek, su tahlillerine BOR tahlilini de eklediler. O zaman bu tahlil kolay yapılamıyordu tabii. Yapılabilmesi için de gerekli test kitlerinin ithal edilmesi gerekiyordu. İthal ettik mesele kapandı. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti ondan mı korkacaktı. Bu yönetmelikte ise bu defa tirityum denen bir tahlil konuldu. Tahlili yapacak bir merci yok. Ne olduğunu ve nasıl olduğunu bilen de. Tirityuma gelince, bu madde Hidrojenin bir izotopu. Sayın Doç.Dr. Sebahattin Ünalan’ın kaleminden ne menem bir şey olduğuna bakalım; “Füzyon reaksiyonu en hafif iki element olan hidrojen ve helyum arasında en kolay meydana gelir. Hidrojenin 3, helyumun…

Share