İçeriğe geç

İçimizdeki kurtla kuzu

Share

İnsan, tek bir yapı içinde ve aynı karakterde değildir. İçinde her zaman iyi ve kötüyü birlikte barındırır. İyiyle kötü, sakinlikle çılgınlık, sevgiyle nefret her zaman içimizde var olan kavramlardır. Bunları birbirinden ayıramayız ama kontrol edebiliriz.

İçimizdeki duyguları kontrol etme konusunda hemen her yerde bize tavsiyeler verilir. Ancak aslında kontrol tek taraflı değildir. Hem kendimizi ve karşımızdakini kontrol etmemiz hem de karşımızdakinin kendini ve bizi kontrol etmesi söz konusudur. Dünyanın en sakin insanı bile delirtilebilir ve çığırından çıkarılabilir. Yani tek başımıza kendimizi kontrol etmeye çalışmak yeterli değildir. Karşımızdakini de kontrol etmemiz gerekir.

Kısaca her insanın içinde bir kurt ve bir kuzu bulunur. Biz hangisini beslersek, o öne çıkar. Yani kontrol dediğimiz şey aslında o duyguları beslememizle ilgilidir. Her ne kadar bütün kitaplarda sürekli iyi düşünmekten bahsedilse de aslında diğerini tamamen öldüremeyiz veya yok edemeyiz. Yani sevgiyi büyütüp nefreti yok etmemiz imkânsızdır. Yok edersek eğer o zaman bir bacağı olmayan bir insan gibi oluruz. Bir tarafımız hep eksik kalacaktır. Aslolan kurdu baskılarken kuzuyu besleyebilmektir. Elbette bir tanesini ne kadar çok besler büyütürsek diğerinin öne çıkma ihtimali de o oranda azalacaktır.

İçinizdeki kuzuyu ne kadar beslerseniz besleyin eninde sonunda kurdu belki de daha güçlü şekilde ortaya çıkaracak durumlarla karşılaşabilirsiniz. İşte iplerin koptuğu anlar bu anlardır. Cinnet dediğimiz durum tam da budur. Böyle durumları yaşamamak için kendimiz kadar yanımızdaki kişinin kuzusunu da beslememiz gerekir. Yani onun içindeki kuzu ne kadar büyürse siz de o kadar rahat edersiniz. Ve aynı şekilde o da kendi içindeki kuzu ile sizin içinizdeki kuzuyu beslemelidir. Böylece bir pozitif bölge oluşturabilirsiniz hepiniz için. Bu durum sizin kontrolü kaybetme noktasına geldiğinizde yanınızdaki kişinin sizi kontrole çekmesi ve aynı şekilde tam tersi olarak da sizin onu kontrole çekmeniz demektir.

Peki bu kontrol nasıl olacak? Öncelikle siz kendinizi bilmek ve tanımak zorundasınız. Hangi konu ve durumların sizin için önemli, değerli olduğunu, çizgileriniz hangi noktadan geçtiğini bilmelisiniz. Aynı zamanda yanınızdaki kişiyi de tanımak zorundasınız. Onun değerleri, hassasiyetleri, çizgileri nelerdir öğrenmeniz gerekir. Bunları yaptığınız andan itibaren artık bu bölgelere fazla dokunmadan hareket edip bir pozitif denge oluşturabilirsiniz.

Pozitif denge oluşması için sizin çabanız elbette yetmeyecektir, bu çaba karşılıklı olmalıdır. Yani her iki taraf da birbirinin sınırlarına müdahale etmeden hareket edebilmelidir ki denge negatif veya nötr pozisyonundan pozitife dönebilsin. Asla ve asla tek taraflı çaba dengeyi pozitifte tutamaz. Eğer çaba tek taraflı ise bir tarafı pozitifte tutma uğruna diğer taraf negatife dönecektir.

Uyum dediğimiz, mutluluk dediğimiz şey tam da bu ortak çabayla oluşturulan pozitif ortamda yaşanır. Yani sizin içinizdeki kuzuyu büyütmenizle karşınızdakinin kuzusunu da beslemeniz ve aynı şeyi karşınızdakinin de aynı şekilde çift taraflı yapmasıyla oluşacak pozitif ortamdır gerçek mutluluk. Aksi halde ya bir tarafın köleliği söz konusudur ya da çatışma.

Mutluluk insanın kendi içindedir. Kimse kimseyi mutlu edemez. Ettiğini düşünen büyük bir yanılgı içindedir ve çok geçmeden bu sahte mutluluk balonu patlayacaktır. Çünkü mutluluğu getiren şey çok büyük ihtimalle fiziksel şartlar, maddî imkânlar, popülerlik gibi dünyevî şeylerle oluşmuştur. Ya bunlar bittiğinde veya daha iyisi bulunduğunda o sahte mutluluk biter.

Kendi içindeki kuzuyu besleyen kişi pozitif bölgede kaldığı için mutludur. Eğer aynı şekilde yanındaki kişi de kendi içinde mutlu veya mutlu olmaya çabalıyorsa ortak bir payda, pozitif bölge yaratılabilir. Kişinin kendi içindeki mutluluğu da bir tarafı eksik bir mutluluktur. İşte yanınızdaki kişiyle birlikte oluşturacağınız bu pozitif bölge gerçek anlamda “Tam mutluluk” getirir.

Bunu başarmanın ilk adımı için kendimizi ve karşımızdakini tanımak olarak bahsetmiştik. Ancak bu da tam olarak yeterli olmaz. Aynı zamanda o birliktelik için ortak kararlar alınması gerekir. Aslında çok basittir. Yanınızdaki kişiyle oturur değerlerinizi, hassasiyetlerinizi, çizgilerinizi ortaya koyarsınız. Ortak kararlar alırsınız. Hatta ve hatta bunları yazılı hale getirebilirsiniz ki şiddetle tavsiyemdir, mutlaka yazılı hale getirin. Eğer evlilik söz konusu ise bunu bir “Evlilik Sözleşmesi” şekline dönüştürün. Ve hatta bunu büyütüp, çerçeveletip salonunuzun duvarına asın. Çok ama çok etkili olduğunu göreceksiniz.

Peki, diyelim ki siz bunu uygulamak istiyorsunuz ama karşınızdaki kişi kabul edecek mi? Büyük bir çoğunluk kabul etmeyecek. Çünkü aslında içimizdeki kuzuyu yeterince beslemediğimiz için egomuz bu isteği esaret olarak görüp reddedecektir. Ancak bu problem geçicidir ve uygun şekilde konuşarak ikna yoluna gidilebilir. Öne çıkartılacak olan unsur sevgi olmalıdır. En güçlü silah sevgidir.

Her şeye rağmen karşınızdaki kişi bu durumu kabul etmiyorsa iki seçeneğiniz var. Ya gerçek anlamda esareti kabul edip zaman içinde kontrol edebilme umuduyla çabalayacaksınız ya da derhal o bölgeden uzaklaşacaksınız. İlk seçenekte karşınızdaki kişi mutlu olacak ki çoğu kişi birlikte olduğu kişinin mutluluğundan mutlu olur ama çoğu kişi gibi sizin de bir tarafınız hep eksik kalacaktır. İkinci durumda ise ikinizde bir süre mutsuz olabilirsiniz ama emin olun siz çok daha mutlu olacaksınız sonunda.

Share
Tarih:İnsanSosyalyaşam

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir