İçeriğe geç

Saygı Duruşunun Anlamı

Share

Ne yazık ki toplumsal değerlerimizden gitgide uzaklaşıyoruz. Bazı kavramların içleri boşaltılarak anlamsız seremonilere dönüşüyor. Saygı Duruşu da bunlardan biri.

Saygı Duruşu, genel olarak askerî bir anma şekli. Ancak asker olmayanlar tarafından da aynı kaidelere uyularak uygulandığı bir törensel anma. Bu anma töreni sırasında bir de marş veya “Ti sesi” denilen Saygı Marşı çalınır ve ardından İstiklâl Marşı söylenerek tören sona erer. Peki bu törensel anma düzeni nedir? Nereden geliyor? Anlamı ne? Bu konuda ne yazık ki doğru düzgün bir çalışma, araştırma ve tespit söz konusu değil. Daha da kötüsü askerî çevrelerde de pek bilinmiyor. Ama araştırınca ilginç bir hikâye ortaya çıkıyor.

Saygı duruşunun anlamını 3 bölümde inceleyeceğiz. Şehitlik, saygı duruşu, saygı marşı.

  1. Şehitlik

Şehitlik kavramı İslamiyet’te Hak yolunda savaşırken veya mücadele ederken ölenlerin kazandıkları rütbe veya ulaştıkları manevi mertebedir. Her ne kadar Allah yolunda savaşmak olarak ifade edilse de aslı “Hak” yolunda verilen mücadeledir. Yani, haksız bir savaşta şehit olunamayacağı gibi, haklı bir mücadele sırasında ölmek de şehitlik sebebidir. Bunun değerlendirmesini herkes kendi penceresinden yapar ama haksız, onursuz, haince faaliyetler içindeyken ölenler şehit sayılmaz.

Türkler, binlerce yıllık geçmişlerinde, birey olarak haklı, onurlu ve dürüst bir mücadeleye inanırlar. Savaşta kendilerine has kuralları vardır. Silahsız düşmana saldırmaz, teslim olana el kaldırmazlar. Haklı oldukları konuda savaşmaktan da çekinmezler. Zayıf ve haklının yanında savaşırlar. Aksi halde onursuz bir şekilde öleceklerini, hem ailelerini utandıracaklarını hem de atalarının ruhları ve tanrıları tarafından cezalandırılacaklarını düşünürler. Onurlu bir mücadele sonunda öldüklerinde atalarının ruhlarının onlara yol göstereceğini, yaratıcının onları ödüllendireceğini düşünürler.

Sonuçta, dinî ve kültürel açıdan birbiriyle tam uyumlu bir kavramdır şehitlik. İslamiyet sonrası dinî açıdan “Hak” yolunda ölmekle, kültürel açıdan onuru için ölmek “Şehitlik” kavramıyla birleşti. Yani bizdeki şehitlik kavramı diğer Müslümanlardaki kavramdan biraz daha farklıdır.

Asker’i açıdan ise, bu kavram bir rütbe olarak görülür. Daha doğrusu rütbelerin en tepesine yerleştirilir. Ulaşılabilecek en üst rütbedir. Mevcut askerî yapı içinde var olan en üst rütbe Mareşallik olduğu halde, “Şehitlik” onun da üzerinde manevi bir rütbedir. Başkomutan da dahil herkesin üzerinde bir yere sahiptir.

  1. Saygı Duruşu

Bu törenin en ilginç kısmı burasıdır. Saygı duruşunda biz dünyanın hemen bütün toplumlarından farklı bir duruş şekline ve uygulamaya sahibiz. Bir çok yabancı filmde saygı duruşu sırasında insanların başlarında şapka olsun veya olmasın elleriyle selam verdiklerini, başlarını bayrağa doğru havaya kaldırdıklarını görürsünüz. Ancak biz bu törende böyle bir duruş ve davranış içinde olmayız. Bizde başlar öne eğik olur. Saygı duruşunun ardından İstiklâl Marşı çalmaya başlayınca başımızı bayrağa doğru kaldırırız. Başımızda şapka yoksa elimizle selam da vermeyiz. Duruşumuz da askerî olarak “esas duruş” dediğimiz duruş şeklidir. Ayaklar kapalı, eller, parmaklar açık ve birbirine yapışık olacak şekilde avuç içleri yanlardan bacaklara yapışıktır. Bu şekilde bir uygulama başka bir ülkede yoktur.

Bizim askerî kurallarımıza göre başımızda şapka varsa mutlaka elle, şapkamız yoksa başımızla selam vermek mecburiyeti vardır. Baş selamı da başımızın boyundan itibaren sertçe öne doğru eğilerek çenemizin göğsümüze değmesi ve yine sertçe kaldırılması şeklindedir. Bu sırada göğsümüz ve omuzlarımız da dik olmalıdır. Öyle dalkavuk gibi öne eğilmeyiz, laubali bir duruş içinde olmayız, gereksiz ve hakaret içerecek davranışlarda bulunmayız. Ciddiyet, samimiyet ve gururlu bir duruşumuz vardır. “Komutanın veya üstün karşısında saygımız sonsuz, boynumuz kıldan ince, vatana ve millete başımız fedadır ama kimsenin önünde eğilmeyiz” demektir anlam olarak.

İşte bu gelenek ve kültürel kavramlar sebebiyle biz farklı bir saygı duruşu sergileriz. Saygı duruşu genelde şehitlere yapıldığı ve şehitlik de mevcut en üst rütbe olduğu için, biz aslında bizden üst bir rütbeye sahip olan o kişiyi selamlamaktayız. Yani saygı duruşu, en üst rütbedeki üstümüzü, komutanımızı selamlamaktır. Bu yüzden biz, saygı duruşunda tıpkı bir komutanı selamlayan bir asker gibi davranırız. Bu yüzden esas duruşta durur başımızla selam veririz. Başımızı eğmemizin ve elimizle selam vermememizin sebebi budur.

Saygı duruşuna davet edildiğinde insanlar başlarındaki şapkaları çıkarırlar. Çünkü kültürel olarak biz, üst rütbe veya makama sahip olanın yanında başımızda şapkayla durmayı saygısızlık sayarız.

Kısaca, bizim saygı duruşumuz hem dinî, hem askerî ve hem de kültürel anlamlar içerir. Öylesine bir uygulama olmadığı gibi sap gibi ayakta durmak da değildir.

  1. Saygı Marşı

Saygı marşına gelince.

Bu marş, ilk olarak 1862 yılında Amerikan iç savaşı sırasında arkadaşını kaybeden Daniel Butterfield adlı bir trompetçinin, üzüntüsünü trompetin notalarına dökmesiyle ortaya çıkmıştır. Ancak o kadar güzel ve etkileyicidir ki, yüreğindeki acıyı notalara aktardığı bir ağıttır. Sanırım daha iyi bir beste de henüz yapılmadı. Çok geçmeden bir çok birlikte çalınmaya başlanmış ve sonunda bütün orduda kullanılmaya başlanmıştır. 1953 yılında yapılan “İnsanlar yaşadıkça” filmiyle bütün dünya bu marşı duydu, beğendi ve bir çok ülke saygı marşı olarak resmi veya gayri resmi olarak kullanmaya başladı. Ülkemizde ne zaman kullanılmaya başlandığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, 40-50 yıldır kullanıldığını (resmi veya gayri resmi olarak) öğrenebildik.

Buradaki saygı marşı uygulaması da yine bizde diğer ülkelere göre daha farklı uygulanır. Biz “Bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklâl Marşı” şeklinde uygularız. Bir çok ülke milli marşıyla saygı marşını birlikte kullanmaz.

“Bir dakika” meselesi ise aslında zamanla ilgili olmayıp tamamen bu saygı marşının 54 saniye sürmesinden kaynaklanır. Aslında bu marş çalındığında saygı duruşu “Bir dakika”dır. Saygı marşı çalınmayacaksa selamlama anlamında 10-15 saniye sürmesi yeterlidir. Çünkü ardından zaten İstiklâl Marşı söylenir.

Toparlayacak olursak;

Şehitlik dinî ve askerî açıdan ulaşılan en üst rütbedir. Askerlikte üstlere saygı selamlanarak gösterilir. Şapka yokken selamlama “baş selamı” şeklinde yapılır. Bu yüzden saygı duruşu sırasında şapkalarımızı çıkarır, başımızı öne eğerek aslında en üst rütbede olan şehide selam veririz. Bu uygulama sadece bizim ülkemizde böyledir. Çünkü şehitlik aynı zamanda binlerce yıllık kültürümüze ait anlamlar da içerir. Saygı marşı çalınmadığında saygı duruşunun bir dakika olmasına gerek yoktur. Saygı marşı yaklaşık bir dakika sürdüğü için “Bir dakikalık saygı duruşu” yaparız. Saygı marşı çalmadan kenarda saniye tutmanın bir anlamı ve gereği yoktur. Saygı duruşunun gerçek anlamı bilinmediği ve anlatılmadığı için, anlamsızca ayakta dikilmek şeklinde algılanmaktadır.

Önemli not : Bu konuda bir grup saygı marşı çalarak saygı duruşu yapmayı ve sonrasında İstiklâl Marşı çalmamayı isterken, diğer bir grup ise cebinde Amerikan sigarasıyla saygı marşını Amerikan kültürü olarak eleştirmekte ve saygı duruşu törenlerinden çıkarılmasını istemektedir. Aslında ikisi de aynı kaynaktan yönetilen bir algıdır. Millî ve manevî duygularımızı coşturan bu törenin içini boşaltmak, kaldırmak ve yok etmek amacını gütmektedir. Çünkü Osmanlı’da şehitler için saygı duruşu da yapılmazdı, İstiklâl Marşı da yoktu.

Son söz, şehitlere dua edilmesi.

Bizim toplumumuzda, binlerce yıllık kültürümüzde ve İslamiyetin özünde bu tür şeyler kişiye özel olup, göstere göstere yapılması saygısızlık, terbiyesizlik ve riyakarlık olarak görülür. Gösterenler ayıplandığı gibi, dua ederken görülmek de utanç vesilesidir.

Share
Tarih:EğitimİnsanSosyalyaşam

5 Yorum

  1. Osman Bey,
    İçinde bulunduğumuz bu zorlu günlerde gerekliliği hissedilen bir konuya değinmişsiniz.
    Hassasiyetiniz için şahsım adına canı gönülden teşekkür ederim.

    • Çok teşekkür ederim Faruk bey, umarım faydalı olur da eğiticilerimiz öğrenir, öğretir ve çocuklarımızı sap gibi dikilmenin mahcubiyetinden kurtarıp, şehitlerini, atalarını onurla, gururla ve yürekten saygıyla anar hale getirirler.

  2. ayfer ayfer

    Çok açıklayıcı ve bir okadar da önemli bir konu . Ben hep saygı duruşu ve istiklal marşı sırasında aynen söylediklerinizi yaşıyorum Benim için çok özel bir süreç bu dakikalar çok teşekkürler aydınlattığınız için

  3. Aziz özelci Aziz özelci

    Saygı duruşu bir dakika içinde herkes kendi dini inancına göre içinden dua okur. Bana göre saygı duruşunun anlamı budur.

  4. Ben,Türkiye topraklarında;ve müslüman bir aile tarafından laik,bir birey olarak eğitilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti devlet okullarında-üniversite eğitimini tamamlamamış olsam da-öğrenim-eğitim görmüş biriyim.Ancak;daha sonra Allah’a inanmış biri olarak şunları söyleyebilirim ki;ben,bu kültür ve medeniyetin-bu işlerinizin yanlış olduğunu,gerçekle uyumlu olmadığı ve gerçeğin dışında anlamlandırmalar olduğunu düşünmekte olan biriyim.Ve yani ben laik ya da müslüman biri değilim.Aslında,ateist ya da yahudi,hristiyan,agnostik,deist ya da başka isimler altında gizlenen biri ya da ben laik değilim…Çünkü bu saydıklarımın hepsi laiktir;laiklik iki türlü bir yaşamdır!Yani mesela;sokakta başka namazda başka;sınıfta başka evde başka;kilisede,havrada,kabede, mescdi aksada,buda heykeli önünde başka,kendi başına kalınca başka bir yaşayış ve bununla birlikte söylem…Oysa,tevrat-incil-avesta yani kur’an ve yani yaşam ve yani gerçek ve yani kader ve yani ölçü ve yani adaletle merhamet ve duygularımızı hissedişimizle düşünmelerimiz bu
    dediklerinizi reddetmekte.Siz bence putperest bir topluluksunuz diğer nice topluluklar gibi mesela;arabistan ve İngiltere gibi veya filistin gibi veya ısrail gibi….Oysa,ben buralıyım ve fakat buranın vatandaşı değilim.Ancak,ben bir Türküm ve dilimde Türkçe;bununla şeref duymaktayım;bir ingilizin,bir fransızın,bir arabın,bir almanın dillerinin şerefli olması gibi şereflidir benim dilim ve çünkü bu rabbimizin ayetidir;dillerimiz de…Hiçbir dil diğerinden üstün ya da alçak değildir.Hiçbir soy ya da ırk başka birinden üstünden değildir.Ben bir Türküm,buralıyım ve ama bu devletin vatandaşı değilim ve hiçbir devletin de; ve dilimle şeref duymaktayım.Ben kötülerden ve kötülük edenlerden-tağutlardan ve onların sisteminden uzak biriyim.Çünkü doğru ve yanlış bilinemez değildir.Selam✋🏼

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir