İçeriğe geç

Yoğurt ve Türk Medeniyeti

Share

Yoğurt, bütün dünyada tüketilen bir süt ürünü olmakla birlikte, özellikle Türk toplumunda çok sevilen ve tüketilen, hatta yemek olarak tek başına bile yenen bir yiyecek.

Peki yoğurt nerden geliyor? Nasıl yapılmış? Nasıl bulunmuş? Kim bulmuş? Bu sorular çocukluğumdan beri aklımı kurcalayan sorulardı. Sonunda bu yazıyı yazmaya kadar getirdi beni.

Bilinen, yoğurt Orta Asya’dan Türkler tarafından getirildi. Bütün dünyaya da Türkler eliyle yayıldı. Bu yüzden dünyanın her yerinde adı yoğurttur. Yoğurt kadar tek kaynağa bağlı başka ürün muhtemelen yoktur. Tek kaynağa bağlılık derken kastettiğim, başka bir noktada benzeri dahi yapılmamış olmasıdır. Evet, yoğurt dünyanın başka hiç bir yerinde yapılmamış olduğu gibi benzeri bir ürün bile yoktur. En azından benim araştırdığım kadarıyla yoktur. Bu alışılagelmiş bir özellik değildir.

Yoğurdun ilk olarak nasıl yapıldığıyla ilgili çeşitli anlatımlar, rivayetler ve halk hikayeleri vardır. Bunların en başta gelen iki tanesi şöyledir: 1. Süt, göç sırasında tulumun içinde yoğurt haline gelmiş(Bunu tulum peyniri için de anlatırlar). 2. Sütün içine bir tane keçi boku düşmüş ve sabaha yoğurt olmuş.

Diğer hikâyelerde bir sürü tanrısal ve sihir içeren şeyler de var. Ancak ben bu tür mucize anlatımlarına inanmam. O yüzden onları konunun dışında tutuyorum. Ancak bu iki anlatım epey yaygındır halk arasında. Aynı zamanda önemli bilimsel gerçekler de içerir. Özellikle ikinci hikâye enteresandır.

Koyun ve keçi gibi hayvanlar taneli dışkıya sahiptir. Bir süre geçince dışkı tenciğinin dışı kabuk gibi kuru ve sert olur, içi ise dışına göre daha yumuşak ve nemlidir. Sanki içindeki şeyleri korur gibidir. Peynir için doğal mayayı biz köyde hayvanların bağırsak özsuyunu süzerek elde ederdik. Yani, bağırsaktaki bakterilerden… Burada hikâye basit, biraz da dışkı falan derken iğrenç gibi ama oldukça ilginç bir bilimsel anlatım var içinde. Hele bizim bilimsel olarak bu bakterilerle ilgili daha yakın zamanda detaylı bilgi sahibi olduğumuzu düşünürsek.

Gelelim yoğurdun ilk yapıldığında yenmesi veya tadılması meselesine. İşte asıl bu araştırmayı farklı bir çizgiye sokan nokta burası. Diyelim ki tulumda sallanmaktan ya da içine hayvan dışkısı düşmesinden vs. bir şekilde tesadüfen yoğurdu yaptınız. Su gibi bir sıvı halde bıraktığınız süt bir geldiniz ki taş gibi bir yoğurt olmuş. Acaba nasıl bir şey olmuş diyerek tadına bakar mıydınız? Ya da tadına bakan olur muydu? Asla! Muhtemelen bozulmuş diyerek dökerdik.

Yoğurdun Fransa’yla buluşması ve oradan dünyaya yayılması hikâyesi şöyle :

Fransa’da halk bağırsak enfeksiyonundan perişan haldedir. Fransa Kralı bu sıkıntısını Kanuni’ye iletince Kanuni, merak etmemesini bir doktor göndereceğini söyler. Sarayın yoğurtçularından birini Fransa’ya gönderir. Yoğurt ustası yaptığı yoğurtlarla ülkedeki salgını durdurduktan sonra Fransa Kralı tarafından kendisine verilen büyük paralar, araziler ve statü sebebiyle Fransa’da kalır. Bugünkü Danone’nin hikâyesi de Fransa’da böyle başlar. Yani yoğurt Avrupa’ya ve dünyaya ilaç olarak girer ve yayılır.

Buraya kadar anlattıklarımızı birleştirirsek, yoğurdun ilk defa ilaç olarak yapıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunu söylediğimiz anda ise başka bir bilinmezlik, başka bir soru gündeme gelir. Bu ilacı yapabilmek için hem bağırsaklardaki hem de yoğurttaki bakteri yapısını günümüzdeki bilimsel çerçeveye yakın seviyede bilmek gerekir. Göçebe ve barbar diyerek yüzyıllarca aşağılanan, kötülenen ve küçümsenen Türkler, bu göçebelik ve barbarlıklarıyla bu yoğurdu nasıl yaptılar?

İşte yalanlar ve uydurmalar burada çıkmaza girer ve söner. Türklerin göçebe değil, doğal afetler sebebiyle göçer oldukları, bu göçlerden önce büyük bir uygarlık ve bilime sahip oldukları ortaya çıkar. Eğer böyle olmasaydı, yoğurt Türkler tarafından icat edilmeseydi, yoğurdu belki de günümüzde ancak yapabilecektik. Yoğurt son yüzyılın en büyük ve en önemli icadı olurdu muhtemelen. Çünkü bu detaylı bilgilere ancak yakın zamanda ulaşabildik.

Hatta belki de yoğurdu hiç yapamayabilirdik. Çünkü bağırsaklardaki bakteri yapısını bilseniz bile bu bakterilerin sütün içinde çoğaltılarak yoğurt haline getirip yemeklerde kullanılabilecek kadar doğal ve sağlıklı bir yöntem bulamayabilirdik. Ki daha sadece yoğurttan bahsediyoruz. Dünyanın yeni varlığından haberdar olduğu kefirden hiç bahsetmiyorum.

Neticede yoğurt, yüksek Türk Medeniyetinin en büyük ve en net ispatı olduğu gibi ne kadar ileri olduğunun da göstergesidir. Yoğurt, dünyaya armağan ettiğimiz, bir Türk Mucizesidir.

Share
Tarih:BilimSosyal

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir